Avesta: Gerillanın şu an verdiği direnişin tarihte başka bir örneği yok

0
199
ANF Images

Uluslararası komplonun 24. yıldönümüne ilişkin konuşan Avesta, kimsenin 24 saat bile kalamayacağı şartlarda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 23 yıldır direndiğini belirtti. İmralı tecridinin gün geçtikçe daha da ağırlaştırıldığına dikkat çeken Avesta, tecrit sona ermedikçe Türkiye’de hiçbir sorunun çözülmeyeceğini vurguladı.

Gerilla direnişini aşamayan Türk devletinin kimyasal silaha başvurduğunu söyleyen Avesta, savaş suçu sayılan kimyasalın kullanılmasına sessiz kalan güçlere de tepki gösterdi.

KDP’nin son günlerde Şengal’de tekrar provokasyon yaratma peşinde olduğuna da değinen Avesta, KDP’nin bu düşmanca tutumdan bir an önce vazgeçmesi gerektiğini ifade etti.

KCK Genel Başkanlık Konseyi üyesi Sozdar Avesta’nın Stêrk Tv’de yayınlanan söyleşisi şöyle:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo 24. yılına girdi. Abdullah Öcalan şahsında Kürt halkı ve özgürlükten yana olan halklara karşı geliştirilen bu komplo hala devam ediyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Komplonun amacı neydi?

Öncelikle Önderliğe yönelik komploda yer alan tüm güçleri nefretle kınıyorum. Komploya karşı bedenini ateş topuna çevirenler, gerillada fedai eylem yapanlar, Rusya’da, Avrupa’da komploya karşı çıkanlar,  Halit Oral, Rotinda, Kurdê, Taylan, Rojbin, Özgür şahsında, ‘Güneşimizi karartamazsınız’ şiarıyla şehadete ulaşan tüm şehitleri saygı ve hürmetle anıyor, anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Şehitlerimize verdiğimiz amaç ve hayallerini gerçekleştirme sözünü bir kez daha yineliyoruz.

Rêber Apo 23 yıldır İmralı’da o şartlarda verdiği tarihi direniş ve mücadele ile tüm dünyaya örnek oldu. Ne bizler ne de halkımız bu komployu asla unutmayacaktır. Komplonun birçok nedeni var. Komploda yer alan güçler Ortadoğu, Kürdistan ve Türkiye’yi çıkarlarına göre dizayn etmeyi amaçladılar. Rêber Apo ve özgürlük hareketini kendilerine engel olarak gördükleri için de uluslararası bir komplo düzenlediler. Komploda ABD, İsrail, AB güçleri, yine bölgedeki hain güçler yer alarak Rêber Apo’yu esir aldılar.

Önder Apo’nun esareti özgürlükten yana tüm kadınlar ve tüm esir halklar üzerinde büyük bir etki yarattı. Önderliğin tutuklanması büyük üzüntü ve boşluk yarattı. İnsanlık önderliğin İmralı’da komploya karşı en anlamlı cevabı nasıl verdiğini gördü. Komployu gerçekleştiren güçler, Önderliği fiziki olarak yok etmek için Türk devletine teslim etti. Rêber Apo, yurtdışına çıktığı an komplonun amacını anladı. Önderliğin İmralı’daki durumu günlere yayılan idam gibidir. 23 yıldır ağır bir tecrit yürütülüyor.

KOMPLOCULAR ÖNDERLİĞİ İZOLE ETMEK İSTEDİ

Rêber Apo, İmralı’da komployu çok farklı bir yöntemle ele aldı ve değerlendirdi. Rêber Apo, savunmalarında insanlık için yeni yol ve yöntemler geliştirdi. Önderlik, değerlendirme ve yorumlarıyla demokratik modernite zihniyetini yaratarak komployu tersine çevirdi, amacına ulaşmasına engel oldu. İmralı’yı bir akademiye dönüştürdü. Ataerkil paradigma ile büyük bir mücadeleye girdi. Kimsenin 24 saat bile kalamayacağı İmralı şartlarında 23 yıldır kalan Rêber Apo, bu sistemde bu kadar büyük bir çıkış yaptı. Bu tabii ki çok anlamlı ve değerlidir.

Önderliğin bu süreçte ortaya çıkardıkları insanlığın yolunu aydınlatıyor. Mesela kadınlar, gençler, halklar neden Önderliğe bu kadar sahip çıkıyor, neden liderleri olarak görüyor? Çünkü Önderliğin İmralı’da geliştirdiği paradigma tüm toplumlara fayda sağlayacaktır. Komünal ve demokratik bir zihniyet geliştirdi Önderlik. Bu da çok değerli ve anlamlıdır. Bu yüzden İmralı’yı kendisi için bir okul yaptı.

23 yıldır tek bir gün bile sitem etmedi, “şartlarım çok ağır bir şey yapamam” demedi. Halklar için çalıştı, insanlık için çalıştı. Kaldığı hücrede nefes almak bile çok zor. Şu an bile ağır bir tecrit altında. Ama buna rağmen insanlığı yaşanan kriz ve kaostan nasıl çıkarırım diye çalışıyor. Bu da komplocu güçlerin neden böyle bir komplo geliştirdiklerini bir kez daha ortaya koyuyor. Önderlik, “İmralı’da sadece benim çarmıha gerildiğimi düşünmeyin, siz de benimle birlikte buradasınız” dedi. Bu bir hakikati gösteriyor. Komplocu güçlerin amacı, Önderliği İmralı’da izole etmek ve halka sesinin ulaşmasına engel olmaktı. Buna karşı da Önderlik büyük bir direniş içerisine girdi.

Türkiye’de Kürt sorunu bir kez daha gündeme geldi. CHP’nin açıklamalarının yanı sıra HDP de bir deklarasyon yayınladı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Konuyu hareketimizden arkadaşlar da değerlendirmelerde bulundu. Konuya ilişkin değerlendirmeden önce şunu söyleyebilirim ki, faşist Erdoğan ve Bahçeli son 6 yıldır Kürdistan’ı ve Kürt halkını yok etmeyi hedefledi. Kürtlere diz çöktürmek ve soykırım yapmak için kullanmadıkları yol ve yöntem kalmadı. Siyasi soykırım operasyonlarıyla, gerillaya karşı saldırılarla 6 yıl değil 6 haftada bitireceklerini düşündüler. Yine son dönemlerde özgürlük hareketine karşı farklı saldırılarda bulundular. Fakat bu saldırılarla amaçlarına ulaşamadılar ve kendileri yok olma ile karşı karşıya kaldılar. Öyle bir hale geldiler ki Türkiye’yi yıkıma sürüklediler. İktidarları en zayıf dönemini yaşıyor.

Kürt sorunu çözülmelidir diyen CHP de 6 yıldır bu konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Son 6 yıldır neredeydiler? Çünkü beklentileri buydu; özgürlük hareketi yok edilecekti, Kürdistan halkı soykırımdan geçirilecekti ve sonrasında herkesi çıkarları çerçevesinde kullanacaklardı. Ama Kürt halkı, özgürlük hareketi, Önderlik buna izin vermedi. Büyük bedeller ödedik ama başarılı olmalarına engel olduk. Kürt sorunu tartışmaları elbette olumlu ama temelinde ne var, bunun üzerinde durmak lazım. Erdoğan çıktı, yine “Kürt sorunu yoktur, ben çözdüm” dedi. Çözmekten kastı yok etmeye çalışmak. Bu açıklaması “soykırım siyasetinde ısrar edeceğiz, Kürtleri yok edince zaten Kürt sorunu da kalmayacaktır” mesajıdır. Bu yüzden Kürt sorunu vardır yokturdan ziyade şuna kilitlenmek gerekir; faşist, soykırımcı, insanlıktan nasibini almamış AKP-MHP iktidarı nasıl yıkılır? Bunun üzerinde durmak lazım, çünkü şu an en zayıf dönemini yaşıyorlar. Tartışmalar bu temelde olmalı.

ERDOĞAN TÜRKİYE’Yİ UÇURUMA SÜRÜKLEDİ

HDP’nin yayınladığı deklarasyon çok önemli. 11 ilkeden oluşan “Demokrasiye, Adalete, Barışa Çağrı Deklarasyonu”nda tartışmaların nasıl yürütülmesi gerektiği de bir aşamaya kadar ortaya çıktı. Yayınlanan deklarasyona göre hareket edilmeli ve iktidarın bir kez daha toparlanmaması, tekrar katliamlar yapmaması, Kürtlere yönelik saldırılarla yine iktidarını güçlendirmemesi üzerinde durulmalı. Tartışmalar bu şekilde yürütülmelidir. Zaten Kürdistan halkı söylemden çok uygulamaya bakar. İktidarın uygulamaları da ortadadır; hala her alanda faşizan saldırılarına devam ediyor.

Kuzey-Doğu Suriye’ye yine saldırmak istiyor, gerillaya karşı yeni saldırı planları yapıyor. Bunun için de her yerden destek istiyor. ABD’ye gitti, ardından Rusya’ya gitti, hepsinden yardım istedi. Kürtlerin varlığı ve kazanımları üzerinden pazarlık yaparak bir kez daha iktidarını sağlamlaştırmak istiyor. Kürt sorununun olup olmadığını Erdoğan gibi bir faşist karar veremez. Canı istediğinde var, istediğinde yok diyor. Bir kaç sene önce düşünmezseniz yoktur. Bu tartışmalarla tekrar gündemi değiştirmek istediler. Kimsenin bu oyunlara gelmemesi lazım. Demokrasi, özgürlük, ekonomik, toplumsal sorunlar dağ gibi büyümüş, asıl gündem bu sorunların çözümü olmalı. Toplum artık nefes alamaz durumda. Bu sorunların temel nedeni de Kürt sorunu. Kürt sorunu çözülmeden tek bir sorun çözülemez. Çünkü Türk devleti bütün kaynaklarını Kürt halkını yok etmeye yatırmış durumda.

Ekonominin tamamını savaşa yatırıyor. 35-36 yıldır tüm ekonomisini savaşa yatırıyor ama son 6 yıldır gerillaya karşı yürüttüğü savaş Türkiye’yi uçuruma sürükledi. Bu da Kürt sorunu çözülmedikçe diğer sorunların çözülmediğini gösteriyor. Erdoğan bundan dolayı Kürt sorunu yoktur diyor. Kürt halkının ve özgürlük hareketinin verdiği mücadele Kürt sorununu tekrar gündeme getirdi. Çünkü iktidar tüm saldırılarına rağmen özellikle son 6 yılda gerillaya karşı her türlü saldırıyı yapmasına rağmen başarılı olamadı. İşte bu direniş Kürt sorununu bir kez daha gündeme getirdi. Kürt sorununu tartışanlar bu direnişten cesaret aldılar. Bir kez daha söylüyorum elbette tartışmalar önemli ama temelinde ne olduğunu anlamak ve ona göre hareket etmek gerekir.

Gerillanın direnişini aşamayan Türk devleti aylardır kimyasal silah kullanıyor. En son 6 özgürlük gerillası kimyasal silah saldırılarından dolayı şehit düştü. Bu savaş suçlarına karşı kamuoyu nasıl bir tutum sergilemeli?

Öncelikle özgürlük gerillalarını; özellikle Cenga Xabur, Bazên Zagrosê Hamlesi’nde direnişlerini aralıksız bir şekilde sürdüren Apocu kahramanları kutluyorum, selamlarımı iletiyorum. Onlar destan yazıyor, tarih yazıyor. Şimdiye kadar bu kadar büyük bir direniş görülmedi. Biz de gerillacılık yaptık ama gerillanın şu an verdiği direnişin tarihte başka bir örneği yok. Hem Zendura, hem Mam Reşo hem de Girê Sor direnişleri Kürdistan ve insanlık tarihine altın harflerle yazıldı. Kürdistan halkına diz çöktürmek isteyen Bahçeli ve Erdoğan’ın dizlerini titreten özgürlük gerillalarının direnişidir. Faşist iktidarı düşme noktasına HPG ve YJA Star gerillaları getirdi. Bu yüzden gerillaları kimyasal silahla yok etmek istiyorlar. Kullandıkları silahları savaşta kullanmak yasak. Bu kadar kimyasal silah başka yerde kullanılsaydı dünya ayağa kalkmıştı, şimdiye kadar müdahale edilmişti. Neden edilmiyor? Çünkü NATO’ya bağlılar. Bütün desteği NATO’dan alıyorlar.

Türk devleti Garê’de kimyasal silah kullandığında elimizdeki esirleri de katletti. HPG yaptığı açıklamada, uluslar arası güçler Garê’de araştırma yapsın, çağrısında bulundu. Yine Medya Savunma Alanları’nda kullanılan kimyasal silahlar için de çağrı yapıldı. Ama uluslar arası güçler üç maymunu oynuyor.

Peki buna karşı biz ne yapmalıyız? Bu güçler, Türk devleti tarafından Kürt halkına yönelik yürütülen soykırım siyasetine destek veriyor. Halkımızın bunu görmesi ve tutum sergilemesi lazım. Özgürlük gerillalarına sahip çıkmalı ve uluslar arası kurumları harekete geçirmelidir. Görüyoruz ki halkımız uluslararası alanda duruma tepki gösterdiğinde saldırılara maruz kalıyor. Strasbourg’da halkımız hem uluslararası komployu, hem kimyasal silahları hem de tecridi protesto etmek için eylem yapmak istedi, polis halka saldırdı. Faşist Türk devleti bundan güç alıyor, AB, Türk devletine bu şekilde sahip çıkıyor. Fransa Kürt halkının demokratik eylemlerini yasaklıyor ama Türk devletinin kimyasal silah kullanmasına göz yumuyor. Bu büyük bir ahlaksızlıktır.

Tüm Kürdistan halkı, Türkiye halkları, dostlarımız, enternasyonalist güçler ve faşizme karşı olan herkes gerillanın sesini duymalı, Türk devletine karşı harekete geçmeli. Türk devleti ve faşist Erdoğan-Bahçeli uluslar arası mahkemelerde yargılanmalı. Bunun için de harekete geçilmelidir. Özgürlük gerillası iradesi ile, mücadelesi ile, duruşu ile bir kez daha hiçbir gücün gerillayı yenemeyeceğini kanıtladı. Gerilla nasıl direniyorsa halkımız da bu direnişi devam ettirmelidir. İnanıyorum ki gerilla mücadelesi ile düşmanı bu topraklardan söküp atacaktır. Bir kez daha kahraman gerillaların direnişini kutluyorum, selamlarımı iletiyorum. Onlar insanlık onurunu savunuyorlar. Bizler ve halkımız onlara minnettarız. Bu yüzden halkımız her şart ve koşulda direnen gerillalara sahip çıkmalıdır.

Türk devleti ile gerilla arasında yaşanan savaşta bir diğer dikkat çeken nokta ise KDP’nin tutumu. KDP saldırısında pusuya düşürülen 7 gerillanın kimlik bilgileri geçtiğimiz günlerde açıklandı. Fakat buna rağmen KDP tarafından henüz bir açıklama yapılmadı. Son günlerde ise Şengal’de provokasyon yaratma peşindeler. Sizce KDP’nin amacı ne ve Êzidî halkı buna karşı nasıl bir tutum sergilemelidir?

KDP bahar aylarından bu yana gerillaya karşı olumsuz bir tutum içerisinde. Gerillanın yok edilmesi için Türk devletine destek veriyor. Bunu açık bir şekilde yapıyor. Örneğin Zendura Direnişi büyüdüğü zaman Metina’yı ablukaya aldı. Gerilla herhangi bir çatışma yaşanmaması için Zendura’daki güçlerini geri çekti. Geri çekilme sırasında 6 arkadaş şehit düştü. Daha sonra 3 gerilla başka alana gitmek istedi. Gerilladır, tabii ki gidecek, 35 yıldır bu coğrafyada hareket ediyor. KDP bu 3 arkadaşı da pusuya düşürdü, hala akıbetlerine dair bir bilgi yok. Yine aynı hatta 7 arkadaşı daha pusuya düşürdüler. Kürt halkının gösterdiği tutumun ardından KDP, HGP’nin yaptığı açıklamaya karşı öyle bir şey yok dedi ama biz biliyoruz ki var. Gerçekten de KDP’nin tutumu düşmanca bir tutumdur. Eğer sen düşmana hizmet ediyorsan onunla birliktesin demektir.

KDP’nin içerisinde bulunduğu durum ulusal birliğe, Kürt halkına ve demokratik bir Kürdistan’a hizmet etmiyor. Kendisini Kürt görüyor, kendisi dışında olan herkesi de Kürtlüğe karşı görüyor. Ama gösterdiği tutum ise tam tersi. Kürtlükle hiçbir alakası yok. Bu düşmanca tavırdan vazgeçmeli. O kadar çağrı yapıldı. Örneğin, Haziran ayında Kürt dostları, enternasyonalistler, sanatçılar, aydınlar, yazarlar, siyasetçiler, Avrupa’dan gelip toplantılar yaptılar. Ama onlara verdikleri sözü yerine getirmedi. KDP Kürdistan’da ne yapmak istiyor? Kim KDP’ye ne söz vermiş? Nasıl bu kadar uluslar arası güçlerin ve Türk devletinin etkisinde kalıyor? Kürt halkının bunu görmesi lazım. KDP gerillayı ablukaya alarak nefes almasını engellemek istiyor. Bu kadar ağır şartlarda savaşan gerillayı tasfiye etmek istiyor. KDP’nin bunlardan vazgeçmesi lazım. Kürt ulusal birliğinin oluşması KDP’nin de yararınadır. Bugün PKK tasfiye edilirse KDP bir ay bile direnemez. Bu yüzden bu düşmanca politikalarından vazgeçmeliler.

ŞENGALLİLER BU GÜÇLERE İNANMIYOR ARTIK

9 Ekim Irak hükümeti ve KDP arasında yapılan Şengal Anlaşmasının yıldönümü. Şengal halkı anlaşmaya karşı bir yıldır çok büyük ve onurlu bir direniş sergiledi. Halk sabah akşam ayaktaydı; değerlerine, kültürüne, emeğine ve inancına sahip çıktı. 73 Ferman Êzidî halkını yok edemedi, Şengal Anlaşması 74’üncü fermandır. Bu anlaşma ile Êzidîleri bu şekilde yok etmek istiyorlar. Êzidî halkı da buna karşı direniyor. Şengalliler bu güçlere inanmıyor artık. 2014 yılında KDP halkı bırakıp kaçtı. Şimdi de seçim bahanesi ile Şengal’e girmek istiyorlar. Ama o güçler DAİŞ çeteleri saldırdığında Şengal’i bırakıp kaçtılar. Kaymakamdan tutun askeri güçlere kadar hepsi kaçtı.

Son günlerde ise seçimden dolayı “Şengal’e aday getiriyoruz” bahanesi ile bütün pêşmerge güçlerini arkasına almış, yine Şengal’de aralarında bazı Êzidîlerin de bulunduğu işbirlikçilerle birlikte provokasyon yaratma peşindeler. 9 Ekim anlaşmasını bu şekilde hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bu yaptıkları Êzidî toplumuna karşı bir suçtur. Ne istiyorlar Êzidî halkından? Zaten Başûr kampında yüz binlerce insanı esir almış, sırf kendilerine oy versinler diye. Bu şekilde istediği sonucu elde edemeyeceğini bildiği için de askeri güçlerle Şengal’i işgal etmek istiyor. Artık bu toplumun üzerinden elini çekmelidir. Bu provokasyonlar düşmana hizmet ediyor. Orada ihbarcılığı, ajanlığı geliştirdikleri için Türk devleti her gün Êzidî halkına saldırıyor. Daha geçen ay onlarca insanı katlettiler. Êzidî halkı elbette artık bilinçli bir halktır. Bu tür saldırılara karşı direniyor.

Êzidî halkı da demokratik bir seçim olsun istiyor. Kim onlar için faydalı olacaksa, kim onları koruyorsa, kim topraklarını savunuyorsa, kim Êzidî toplumuna hizmet ediyorsa ona göre karar verecek. Son yapılan saldırıların nedeni de bu. Êzidî halkının bu anlaşmaya karşı son bir yılda gösterdiği direniş çok önemliydi. Bu vesileyle Şengal halkını selamlıyorum. Seçimde de ona göre bir tutum sergileyeceklerdir.

Dema Dema Azadiyê ye hamlesi de ikinci yılına giriyor. Hamlenin geldiği aşamayı nasıl değerlendiriyorsunuz ve Kürt halkı bu hamleyi nasıl daha fazla büyütebilir?

Dem Dema Azadiyê ye hamlesinin ne kadar yerinde bir hamle olduğunu ortaya çıkan pratiklerden gördük. Kürdistan halkının tamamı bu hamleye sahip çıktı. Zindanlarda tutsaklar, dağlarda gerilla, 4 parçada ve yurtdışında yaşayan tüm Kürdistanlılar ile dostlara gösterdikleri direniş ile hamleyi sahiplendi. Elbette bazı yerlerde istenilen hedeflere ulaşılmadı. Örneğin Başûr’da halkın hamleye sahip çıkmaması için her türlü baskı yapıldı. Yine faşist Türk devleti dört kişinin bir araya gelmemesi için her türlü saldırıda bulundu. Ama bütün bunlara rağmen çok büyük bir sahiplenme ortaya çıktı. Bu vesileyle hamleye sahip çıkan herkese selamlarımı iletiyorum. Strasbourg’da 11 yıldır Rêber Apo’nun özgürlüğü için yapılan nöbet eylemi devam ediyor, yine Ekim ayında Strasbourg’da başlatılan “Dem Dema Azadiyê ye, Azadiya Rêber Apo Azadiya me ye” hamlesi başlatıldı. Bunlar çok önemli.

Dem Dema Azadiyê ye hamlesine kadınlar öncülük etti. Kadınların eylemleri çok anlamlıydı. Birçok farklı eylemle önderlerine sahip çıktılar. Rêber Apo, uluslar arası komplo gerçekleştiğinde “kadın projem yarım kaldı” dedi ve 23 yıldır kadın özgürlük projesinin başarıya ulaşması için büyük emekler verdi. Eğer kadın özgürlük mücadelesi bu aşamaya gelmişse ve tüm dünya bu mücadeleden güç alıyorsa önderliğin verdiği emekler sayesindedir. Yine gençler de hamlede stratejik bir rol oynadı. Gençler bütün alanlarda eylemlerin öncülüğünü yapanlar arasındaydı.

Kürt halkı bu faşizmi yok etme ve Rêber Apo’yu özgürleştirme gücünün olduğunu bir kez daha gördü. Direniş ve mücadele olmazsa bu faşizme karşı kimse tek bir eylem yapamaz. Bunu ortaya çıkaran da verilen büyük direniştir. Dem Dema Azadiyê ye hamlesinin ikinci yılında daha farklı, sonuç alıcı eylemler geliştirilecektir. Büyük tehlikelerin olduğunu da bilmemiz lazım. Çünkü AKP-MHP iktidarı kaybetmemek için yine Kürtlere saldıracaktır. BM toplantısında Rojava’ya saldırma sinyallerini verdi zaten. Yine Maxmur, Şengal ve Başûr’a yönelik saldırılar da bunu gösteriyor. Bütün bu saldırılara karşı Dem Dema Azadiyê ye hamlesi devam edecektir. Bu vesileyle bir kez daha çağrıda bulunmak istiyorum; hamlenin öncüleri, devrimci güçler, kadınlar, gençler, demokrasi ve enternasyonalist güçler bu mücadeleye sahip çıkmalı. Herkes bilsin ki Rêber Apo’nun özgürlüğü tüm halkların özgürlüğüdür. Hamlede yer alan, faşizme karşı mücadele eden, direnen herkese selamlarımı yolluyorum. Rêber Apo’nun fiziki özgürlüğünü kaçınılmaz kılacağız ve zafer Kürdistan’ın olacaktır.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here