Kalkan: Zap, Türk faşizmine, sömürgeciliğine, soykırımcılığına mezar haline geldi

0
105

2022 yılındaki gelişmeleri değerlendiren PKK Yürütme Komitesi üyesi Duran Kalkan, Türkiye’nin Kürt soykırımını hayata geçirmek için önce gerillayı ezip sonra Rojava’yı işgal etmeyi planladığına işaret ederek “9 ay geçti ama gerillayı ezemedi, medya savunma alanlarını işgal edemedi. Dahası ne oldu. En ağır darbeyi yedi. Binlerce kaybı var. Artık Zap sendromu yaşıyor. Türkiye’nin devleti, polisi, ordusu bitti. Kontrası, hepsi o duruma geldi” dedi.

ANF’ye konuşan Duran Kalkan ile 2022’deki gelişmeler ve 2023 yılından beklentiler konulu röportaj şöyle:

Yeni bir yıla doğru gidiliyor, bu temelde şunu sormak istiyoruz. Sistem açısından 2022 yılının en önemli olayı ne oldu? 2022’de özellikle Kürdistan ve Kürtler açısından, yine bölge ve dünya açısından nasıl bir yıl yaşandı? Bu temelde 2023 yılında olası gelişmeler nasıl seyredebilir?

-Miladi yılsonu itibariyle yılın önemli olayları tartışılıyor, çeşitli kesimler kendileri açısından yılı değerlendiriyorlar, yılın derslerini çıkarmaya çalışıyorlar. Biz daha çok değerlendirmelerimizi, mücadele planlamalarımız çerçevesinde yapıyoruz. Parti yılımız var, Newroz yılımız var, 15 Ağustos Atılım yılımız var, komplo ve komploya karşı mücadele yılımız var. Bu temelde yılbaşlarımız çoktur. Aslında yıl değerlendirmelerimizi esas itibariyle bu mücadele planlamalarımızı yaptığımız takvimlere göre oluşturuyoruz.

Fakat miladi olarak 2022 yılını değerlendirmek de önemlidir, büyük bir direnme yılıydı, savaş yılıydı, aynı zamanda dünyada da Kürdistan’da da önemli sonuçlar ortaya çıktı, önemli birikimler oluştu diyebiliriz. Mücadele, savaş, kendisini yeni yıla da devrediyor. Tabii 2022 yılında yaşanan mücadelenin sonuçları temelinde devrediyor. Yeni yıl ona göre gelişecek. 2023 bu açıdan yani gelişmelere gebe bir yıl diyebiliriz. Bunu 2022 yılındaki gelişmeler yaratıyor.

Kapitalist modernite sistemi açısından 2022 yılının önemli olayı kuşkusuz Ukrayna Savaşı’ydı. 24 Şubat’ta başladı, onuncu ayı tamamlanıyor, bir yılı tamamlamaya iki ay kaldı. 2022 yılına tümüyle damgasını vurdu diyebiliriz. Fakat bu şu anlama gelmiyor: ‘Kapitalist modernite sisteminin çelişki ve çatışmaları sadece Ukrayna’daydı, Ukrayna Savaşı her şeyi belirledi, onun dışındaki alanlardaki çelişki ve çatışmalar yoktu’ anlamına gelmiyor. Tersine sistemin merkezi Ortadoğu’dur. Çelişki ve çatışmaların, kapitalist modernite sisteminin yaşadığı kriz ve kaosun merkezi de Ortadoğu’dur. Kapitalist modernite sistemi Ortadoğu’daki sorunlarını çözmüş olarak Ukrayna Savaşı’na gitmedi, tam tersine çözemeyerek gitti. 2021 yazında Afganistan’dan kaçtı ve Afganistan’ı Taliban gibi bir güce devretmek zorunda kaldı. 2022 Şubatı’nda da Ukrayna Savaşı’yla var olan kriz-kaos ortamında kendini yürütmeye, ömrünü sürdürmeye, bazı çelişkileri yeni çelişkilere dönüştürmeye çalıştı. Öyle görülebilir. Ortadoğu’nun bütün çelişki ve çatışmaları devam ediyor. Dünyanın diğer alanlarında da öyledir.

SİLAH TEKELLERİ KAZANDI

Ukrayna Savaşının aktif öğeleri olarak Rusya ve ABD’yi görmek lazım. Her ne kadar bir Ukrayna yönetimi varsa da, savaş içinde bir güç sayılıyorsa da, yine NATO, dolayısıyla Avrupa da çeşitli biçimlerde bu savaşın içine girmişse de, sanki savaşı hazırlayanlar ABD ile Rusya oldular. ABD-Rusya ilişkileri, çelişki ve çatışmaları Ukrayna Savaşı’na yol açtı.

Savaş, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla başladı. Fakat bu öyle şimdiki gibi bir savaş durumunu yaratma saldırısı değildi. Aslında Putin yönetimi, Zelenskıy yönetimini düşürmeyi hedefliyordu. Bir-iki günlük bir saldırıyla, hatta bir operasyonla yönetimi düşürmek ya da teslim almak, dolayısıyla Ukrayna’daki Rusya karşıtı siyasete son vermek istiyordu. Rusya bunda başarılı olamadı. Bu da Zelenskıy yönetiminden kaynaklı bir durum olmadı, ABD ve NATO, Rusya’nın operasyonunu başarısız kıldılar. Bir operasyon olarak başlayan Rusya saldırısı on ay süren bir savaşa dönüştü. Savaşın şiddetlenen zamanları oldu, askeri şiddetin düştüğü zamanlar oldu. Savaş Ukrayna’nın bazı alanlarında yoğunlaştı, Ukrayna ağır bir tahribat yaşadı. NATO devletleri ve Rusya savaşta önemli silahlar denediler. Silah depolarını boşalttılar. Böylece silah tekelleri yeni satışlar yaptı. Savaş ticareti, askeri ticaret hızlandı, epey kazanç sağlamalarına yol açtı.

Askeri sonuç açısından Rusya için şunlar belirtilebilir: Bir-iki planlaması başarısız kılındı. Sonunda Ukrayna’nın kendi sınırına yakın birkaç bölgesini ele geçirdi, işgal etti. Bir de ABD’ye, NATO’ya meydan okumuş oldu. Onlarla bir savaşa girmiş, askeri olarak kendini denemiş oldu. Zelenskıy yönetimi açısından bir sonuç yok. Yönetim kendini ispatlamış gibi değerlendiriliyor. Evet, NATO ve ABD sistemine hizmetçilikte, onlara bağımlılıkta kendini denedi. En son ABD başkanı Biden’la bir görüşme de yaptı, yılı böyle tamamlıyor. Herhalde en büyük başarısı bu görülebilir. Askeri-siyasi bakımdan göreceli sonuçlar elde eden aslında ABD’dir. Silah tekellerinin kazançlarından sonra, biraz kazanç sağladı diyebileceğimiz güç ABD oluyor. Daha önce Fransa devlet başkanı Macron “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demişti.

Aslında önceki dönemde çözülmekte olan bir NATO vardı. ABD, Ukrayna Savaşına dayanarak NATO’yu yeniden toparladı. NATO kendi etkinliğini yeniden geliştirdi. Şimdi İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasıyla biraz daha büyütülüyor. Bir de ABD, Avrupa ile Rusya’yı bir düzeyde karşı karşıya getirdi. Bir çelişki ve çatışma durumu yarattı. Daha önce Biden yönetimiyle Putin yönetiminin çelişki ve çatışmaları vardı. Buna Avrupa’yı da kattı. Bunlar şimdiye kadar sağlanan sonuçlardır.

ABD buna dayanarak daha öteye de gitmek istedi. NATO’daki gelişmelere, Ukrayna Savaşı’na dayanarak Ortadoğu’da İran’a karşı Suudi merkezli bir ittifak oluşturmak istedi. Yine Pasifik’te Çin’e karşı büyük bir ittifak oluşturmak istedi. Bu yönlü adımlar da atmaya çalıştı. Biden yönetimi her iki alana da önem verdi. Ziyaretlerde bulundu, toplantılar yaptı. ‘ABD’nin 3 NATO’su’ diyorlardı: Ortadoğu NATO’su, Pasifik NATO’su diyerek Rusya-Çin-İran’a karşı NATO benzeri ittifakları bu bölgelerde yaratmak istedi. Bu yönlü çalışmalar yürüttü. Siyasi olarak gelinen nokta böyledir.

MEVCUT POLİTİKA YÜRÜTÜLEMEZ HALE GELECEK

Askeri bakımdan da şu an çatışmalar zayıf bir durumu yaşıyor. Bir ateşkese de gidemiyorlar. NATO ‘sürecek’ diyor. Rusya ise artık savaşı bitirmekten yanadır, daha fazla yapacağı bir şey kalmadı. Fakat ABD bu durumları koruyabilmek için sürdürmek istiyor. Avrupa’yı da buna katmak istiyor. 2022 yılı sonu itibariyle Ukrayna Savaşı’nın çıkan sonuçları budur. Ama bu ne kadar kalıcı olacak, ne kadar ileriye gider? Bunlar tartışmalıdır. NATO’da ortaya çıkan durum devam edecek mi? Daha önemlisi ABD, Avrupa-Rusya çelişkisi ve çatışmasını bu biçimde sürdürebilecek mi? Bu durum hem devletler düzeyinde hem de toplumlar düzeyinde tartışmalıdır. Rusya toplumu da savaşa onay vermedi. Yakın zamanda Avrupa toplumu, Rusya-Avrupa çatışmasının ortaya çıkardığı özellikle doğalgaz-enerji kriziyle bu duruma daha fazla karşı çıkacaklar. Dolayısıyla devletler bu politikayı daha fazla yürütemez hale gelecekler. Rusya ile böyle uzun süreli savaş durumunu Avrupa sürdüremez. ABD, Avrupa’ya onu dayatmaya kalkarsa kaybeder. Onun için öyle kalıcı bir durum gözükmüyor. Evet güncel olarak bazı sonuçlar oldu ama öyle kalıcı bir şeye dönüşecek gibi değildir.

Almanya dışişleri bakanı ABD’ye gitti ‘liderliği paylaşalım’ teklifinde bulundu. Yıllar önce Amerika Almanya’ya bu teklifte bulunmuştu, şimdi sistem sorumluluğunu üstlenme yönünde mevcut Almanya hükümeti olumlu yanıt verdi. Almanya silahlanma yönünde bazı kararlar aldığını da açıkladı. Almanya’nın bu tutumu nereye varır, bunu takip etmek gerekiyor, çünkü tehlikeli olabilir. Alman sermayesi böyle bir şeye yönelirse -ki bu da üçüncü yönelim olacak. Tehlikeli olabilir, çelişkili durum orada da sürecek. ABD daha önce Fransa’yı biraz aktif kılmıştı. Zaten İngiltere’yi AB’den kopardı, kendisiyle daha yakın hareket eder hale getirdi.

Diğer yandan ise Ortadoğu ittifakı yürümedi. Suudi üzerinden yürütmek istedi, o da hiç yürümedi, başarısızdır. Şimdi ABD’nin tümden Ortadoğu’dan çekilip çekilmeyeceği de tartışılıyor. Suudi Arabistan hemen arkasından İran’la görüşme yaptı, sonra Çin’le görüşmeler yaptı. Şimdi ‘Çin körfezde daha fazla ABD etkisini daraltacak’ deniliyor. Araplara dayalı bir İran karşıtı ittifakı İsrail ile birlikte yaratamadı. Bu da fiyasko gibi görünüyor.

ABD’NİN UKRAYNA’DA ELDE ETTİKLERİ KALICI DEĞİL

Zaten Çin karşısındaki Pasifik ittifakı bir düzeyde vardı. Çin-ABD gerginliği çeşitli biçimlerde sürüyor, sürecek. Fakat Çin de ABD’nin istediği ABD ile karşıtlaşmak istemiyor. Bunu Çin yönetimi de açıkladı. Ekonomik boyutta mücadele ediyorlar. Biraz savunma durumlarını geliştireceklerini söylediler ama Çin, ABD’nin istediği gibi iki blok haline getirme ve birçok çevreyi ABD’nin yanına bırakıp karşısına alma siyaseti izlemek istemiyor. Daha çok kendisi herkesle ilişki kurmak istiyor. Ama Çin’in ekonomik-askeri olarak da gücü fazladır. Giderek çok daha etkili hale gelecek.

Dolayısıyla ABD’nin Ukrayna Savaşı’yla elde etmiş gibi göründüğü şeyler çok kalıcı, uzun vadeli, devam edecek gibi görünmüyor. Daha çok onun ortaya çıkardığı şeyler ne oluyor? Çin var, Rusya var, hatta Ortadoğu sorunları devam ediyor. Almanya bir görünmek istedi ve bu temelde adım atıyor. Bu arada Şangay ittifakı toplandı. Şu görüldü: Bazıları dünya iki blok olacak gibi hesap yaptılar, Sovyet-ABD bloklaşması gibi, soğuk savaş dönem gibi olur hesabı yaptılar. Öyle bir bloklaşma değil, çünkü birçok güç var. Ortaya çıkan gerçeklik şu oldu: Kapitalist modernitenin ilk çelişki ve çatışmaları daha çok derinleşti. Birçok merkez var, bunlar arasında çelişkiler daha fazla artıyor. 3. Dünya Savaşı dediğimiz süreç giderek daha da derinleşerek sürüyor. Sistem içinde bulunduğu kriz ve kaostan çıkma gücü gösteremiyor, çıkışı yoktur. Bu açıkça görülüyor, savaş durumu devam edecek. Sistem çözümsüzdür, çıkışsızdır. Krizi ve kaosu derindir. Bunalımını hafifletme imkanı yoktur. Ukrayna Savaşı gibi savaşlarla, önceden de Irak Savaşı, Afganistan Savaşı gibi çeşitli alanlarda çıkardığı savaşlarla, düşük yoğunluklu savaşlarla, bölgesel çatışmalarla yönetimini sürdürmek, ömrünü uzatmak istiyor. Kapitalist modernite sisteminin durumu budur. 3. Dünya Savaşından çıkma gücü yoktur. Ancak savaşı sürdürme temelinde, düşük yoğunluklu sürdürerek kriz-kaos içerisinde ömrünü uzatma çabası var. Bu anlamda çelişkili ve çatışmalı durum devam edecek. Sistemin çıkışı yoktur. Halihazırda sistemin kendi gücüyle bu durumu aşma yeteneği görünmüyor. Bu durum sistem karşıtı güçlere kalıyor. Genelde bu bir kere daha gözüktü. Bu ne anlama geliyor? Afganistan Savaşıydı, Irak Savaşıydı; ABD ve NATO Afganistan’dan çekildi. Böyle olunca da herkes artık savaş olmayacak beklentisi içerisine girdi. Sonuçta ne oldu? Ukrayna savaşı oldu. Demek ki bu sistem savaşsız duramıyor. İnsanlığı savaş tehdidi, savaş uygulamaları içerisinde yönetiyor. Egemenliğini öyle sürdürüyor. Savaş üretiyor, savaştan, çatışmadan çıkamıyor. Bunu herkes biraz daha iyi görür hale geldi.

KORONAVİRÜS İLE BİRLİKTE DEVLET DENETİMİ ARTTI

Bir de öncesi vardı, hastalık üretiyordu. Koronavirüs vardı, daha öncesinde kuş gribi, domuz gribi vardı. Her türlü mikrobu üretiyor. Önder Apo ‘sistem kanserleşmiş bir sistemdir’ dedi. Bu çok önemlidir. Dolayısıyla hastalık üretiyor, savaş üretiyor, insanlık için hep tehdit ve tehlike üretiyor. Bunu insanlar daha çok görüyorlar. Örneğin koronavirüsten zarar gördüler. Bazı tekeller çok fazla maddi kazanç elde ettiler. Ama devletler toplumları daha çok denetler hale geldiler. Emekçiler, toplumlar daha fazla sömürüldüler. Daha çok baskı ve denetim altına alındılar. Daha çok kontrol ediliyorlar. İstihbaratın, devletin yaşam üzerindeki egemenliği daha fazla arttı. Dünya hapishaneye dönüştürülüyor, adeta bütün dünya mevcut sistem altında yarı açık hapishane gibidir. Ağır hasarlar var. Bir avuç tekelci de kazanıyor. Koronavirüsten de kazandı, Afganistan savaşından da kazandı, Ukrayna savaşından da kazanıyorlar. Silah tekelleri kazanıyor. Savaş baronları kazanıyorlar. Ama toplumlar daha çok zarar görüyorlar, sömürülüyorlar, yaşayamaz hale geliyorlar, açlık sınırının altındadırlar. Daha fazla denetim altına alınıyorlar. Kapitalist modernite sistemi açısından durum öyledir. 2022’nin Ukrayna savaşı etrafında ortaya çıkardığı sonuçlar bunlardır. Garp cephesinde yeni bir şey yoktur. Kapitalist modernitede yeni bir şey yok, bunalımını hafifletecek bir durumu yok. Demokrasiye duyarlılık zaten yok. Herkes bekliyordu ki, Biden yönetimi belki biraz daha demokrasiye duyarlı olabilir. Bir kadın başkan yardımcısı getirmişti, siyahi başkan yardımcısıydı. Kadın özgürlüğüne, halkların özgürlüğüne açılır, biraz daha demokratik davranır, daha doğrusu demokrasiye duyarlı olur. Beklentiler öyleydi. Doğrusu, biz de görüntülere baktık öyle sandık. Öyle olsaydı bunu değerlendirmek de istiyorduk, olumlu yaklaşmak da istiyorduk, fakat pratikte gördüğümüz daha fazla savaş, daha çok hastalık oldu, kriz ve kaosu daha fazla derinleştirme oldu. Demokrasiye duyarlılık açısından bir şey görmedik. Kapitalist modernitenin çelişki ve çatışmaları, kriz ve kaosu daha çok derinleşiyor, derinleşerek süreceği anlaşılıyor.

ÖNDER APO’NUN GELİŞTİRDİĞİ JİNEOLOJİ YAYILIYOR

-Peki diğer taraftan, dünyada demokratik modernite güçleri ve hareketleri açısından 2022 yılı nasıl bir karaktere sahip oldu?

-Evet önemlidir. 2022’de demokratik modernite güçleri açısından yeni gelişmelerden söz edebiliriz. Nicelik olarak çok fazla olmasa da ideolojik derinliği olan, bu anlamda nitelik düzeyi olan ama böyle nicel gelişmeler de gösteren gelişmeler de var. Bunun başında hiç kuşkusuz Kadın Özgürlük Mücadelesi geliyor. Dünyada kadın özgürlük devrimi yayılıyor. Bilinç, örgütlülük ve eylem olarak yayılıyor. Şunu gördük: her alanda kadın direnişleri, mücadeleleri dünyanın dört bir yanında, hemen her ülkede ortaya çıktı. Modernist geri görülen ülkelerde bile kadın direnişleri oldu. Kadınların özgürlük talepleri oldu. Örgütlü olduklarını gördük. Bunu Afrika’da gördük, Asya’da gördük, Amerika’da görüyoruz, Ortadoğu’da zaten gördük. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi esas olarak Kadın Özgürlük Devrimi temelinde yürüyor. Bunun en son Türkiye’ye, Arabistan’a, İran’a etkilerini gördük. Rojhilat Kürdistan’dan İran’a yayılan ‘Jin Jiyan Azadi’ sloganıyla nerdeyse dünyaya açılan Kadın Özgürlük Mücadelesini dünyaya duyuran, bunun Önder Apo temelindeki ideolojik tanımlamalarını, Kürt kadınının devrimci sloganlarını küreselleştiren bir gelişme ortaya çıktı. Demokratik modernite güçlerinin öncülerinden kadın kesimi bunu bilinç, örgütlülük ve eylemlilik olarak öncülüğünü kanıtladı. ‘21. yüzyıl kadın yüzyılı olacak’ deniliyordu, aslında 2022 yılı, kadın yüzyılı olduğunu kanıtladı. Bütün gelişmeleriyle, eylemleriyle her alanda kanıtladı. Afrika’da, Arap alemindeki direnişler, yine İran’daki durum, Kürdistan ve Türkiye’deki durum, dünyanın diğer alanlarında Hindistan’dan tutalım Latin Amerika’ya kadar her yerde hem de çok etkili kadın eylemleri var. Bu konuda kadın özgürlük bilincinde gelişme var. Başlangıçta işte ‘kadın hakları, taciz-tecavüze karşı mücadele, kadın kazanımları’ deniliyordu. Şimdi ‘kadın özgürlüğü, kadın kimliğine dayalı eşitlik, kadın özgürlük devrimi’ yüksek sesle ifade ediliyor. Bu yönlü talepler programlanıyor. Önder Apo’nun geliştirdiği Jineoloji yayılıyor. Hiyerarşinin ve devletçi sistemin ortaya çıkardığı erkek ve kadın çözülüyor. Jineolojik kodlamalar bunları daha fazla çözüyor.

Bu anlamda şunu görmek lazım: Bilinç ve örgütlülükte daha fazla derinleşme var. Sadece mevcut kapitalist modernitenin kriz ve kaosuna, erkek-egemen zihniyetin ve siyasetin baskı, zulüm, taciz ve tecavüzüne karşı bir tepki değil. Kadın özgürlüğüne dayalı demokratik toplum isteyen bir ideolojik duruş, bilinç durumu ortaya çıkıyor. Bu çok önemlidir. Bunda en derin değerlendirmeleri Önder Apo yaptı. Jineoloji gerçekten de beş bin yıllık erkek egemen iktidar ve devlet sisteminin, hatta öncesi hiyerarşik döneminin bütün kodlamalarını çözdü. Kadın özgürlüğünün ne anlama geldiğini her yönüyle tanımladı. Kadın özgürlüğüne dayalı demokratik toplum nasıl oluşur, bunları ortaya koydu. Bunun daha fazla yayılması gereklidir.

Bir de örgütlülükler var. Birçok alanda kadın örgütlülüğü var. Bilinç, mücadele ve örgütlülüğe dayanıyor. 2022 yılında kapitalist modernite egemenleri, toplantılarını yapıyorlar, BM ağır aksak da olsa devletler toplantısı olarak kendisini sürdürmeye çalışıyor. Demokratik modernite güçleri açısından küresel düzeyde örgütleme çabası gösteren, toplantılar yapan kadın özgürlük hareketleri oldu. Tunus’ta, Berlin’de ‘Yaşamı Özgürleştirmek’ sloganıyla 2. Dünya Kadın Konferansı oldu. Önemli tartışmalar yürütüldü.    Bir yılda iki uluslararası toplantı yapıldı. 30-40 ülkeden kadınlar katıldı. Bunlar oldukları yerlerde örgütlüdürler. Şimdi kadın hareketleri daha yüksek sesle küresel örgütlülük durumunu tartışıyorlar. Dünya Özgür Kadın Konfederalizmini oluşturmayı tartışıyorlar. Güncel olarak, gündem olan ve tartışılan bu. Örgütlülük bakımından da bu düzeye geldi. Başka kesimlerde bu yoktur. Demokratik modernite güçleri açısından bu düzeyde örgütlülük içinde olan tek güç Özgür Kadın Hareketidir. Bu çok önemli ve anlamlıdır. Bunu önemsiyoruz. Gerçekten de ‘Jin Jiyan Azadi’ kadın yaşamdır, yaşam da özgür olmalıdır. Demokratik toplum da özgür kadın etrafında örgütlenmeli. ‘Jin Jiyan Azadi’nin anlamı budur. Bu temelde bir gelişme var. Paris Komünü nasıl ‘Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik’ sloganıyla yürüdüyse, şimdi 21. yüzyılın öncüsü olarak kadın özgürlük devrimi de yüzyılın devrim sloganını ‘Jin Jiyan Azadi’ olarak belirledi. Kesinlikle kadın gerçek tanımlamasına kavuşuyor. Yaşamın kendisi olarak yaşamda, toplumda gerçek yerini alıyor, yaşamın özgür olması gerekiyor. Özgür olmayana yaşam denmez. Başka türlü yaşamı insanlık kabul edemez. Demokratik toplum ancak özgür kadın etrafında oluşabilir. Başka türlü oluşamaz. Bu da küresel düzeyde bir gelişmedir. Giderek yüzyılı belirler hale gelen bir gelişmedir.

GENÇLİK VE SENDİKAL HAREKETLERE ELEŞTİRİ

Onun dışında gençlik açısından ciddi bir düşüş var. Eleştirmemiz gereken yanlar var. Yeni açılımlar yapılması gereken yanlar var. Gençliğin geçmişi farklıydı. Şimdi o düzeyde değildir, hem bilinç, örgütlülük ve eylem bakımından hem de küresel bir güç olma anlamında da öyle bir pozisyonu yok.

Diğer yandan işçi-emekçi, sınıf çelişkisi anlamında, ezilen sınıflar bakımından şunlar söylenebilir: Sendikalarla, partilerle, birlikler düzeyinde belli bir mücadeleleri var. Fakat bu sınıf hareketleri kalıpçı ve dogmatiktirler, çağın gereklilikleri anlamında kendilerini yenileyemediler. Örneğin kadın özgürlük devrimine, kadın özgürlüğü temelinde demokratik topluma cevap verecek bir ideolojik-örgütsel duruş geliştiremediler. Sendikalar kendilerini yenileyemediler, eski partiler kendilerini yenileyemediler. Bu anlamda küresel ilişki ve ittifakları zayıftır. Ülkeler düzeyinde var. Onların yenilenmesi gerekiyor. İdeolojik-teorik yenilenme ve örgütlülüklerini yeniden yapılandırmalılar. Bu temelde bir küresel örgütlenmeye de geçmek gerekiyor.

Ekolojist hareketler önemliydi. Yakın geçmişte Yeşil Hareket önemli bir gelişme de sağladı. Küresel düzeyde bir hareket oluşturmaya da çalıştılar. Doğayı koruma, iklim değişikliklerine dikkat çekme anlamında kapitalizme karşı önemli bir mücadelenin aracı olarak ortaya çıktılar. Fakat son dönemlerde zayıftır. Yeşil Hareketin bir bölümü ‘partileşiyoruz, siyasallaşıyoruz’ adı altında sistemiçileşti. Demokratik topluma dayalı bir partileşme-siyasallaşma değil de kapitalist modernite içine girme, iktidar ve devletin bir parçası haline gelme anlamında partileşmeye, siyasallaşmaya yöneldiler, iktidarlara ortak oldular. Aslında olabilirler de, onları da eleştirmiyorum, devlet yönetimleri içinde de hiç yer almazlar da demiyorum ama alternatif bir güç olarak, demokratik toplumun bir parçası olarak o tür şeylerde yer alsalardı özgürlük ve demokrasi mücadelesine katkı sunarlardı. Biraz iktidarlaşarak ve devletleşerek bunu yapıyorlar. Dolayısıyla ekolojist hareket ideolojik olarak geriledi, bu anlamda bölündü. Böyle ortaklaşan güçler kapitalist modernitenin yağmacılığına, doğanın, toplumun tahribatına karşı yeterli mücadele edemiyorlar. Örneğin Almanya’da iktidarın ortağıdırlar, Almanya dışişleri küresel kapitalist sistemin liderlerine ortak yapmaya çalışıyor ve bunu iyi bir politika görüyor, buradan ezilenlere dönük herhangi bir demokratik tutum göremiyoruz. Çok zayıftır. Kendilerini iktidarlaştıran, devletleştiren boyutları var. Bu bakımdan zayıfladı. Dolayısıyla ekolojist hareketleri yeniden değerlendirmek gerekiyor. Yeşil hareketlerin değerlendirilmesi, tartışılması lazım. Bu devletleşme, iktidarlaşma eğilimlerine bu anlamda partileşme, politikleşme eğilimine karşı çıkmak lazım. Demokratik topluma dayalı partileşme, politikleşme olmalı, onu öne çıkartmak gereklidir.

Ekolojik akımda da bir zayıflık oldu. Diğer hareketler, partiler, devrimci demokratik güçler kendi ülkeleriyle sınırlılar, böyle çok bölgesel ya da küresel kimlik geliştirecek pozisyonda değiller, kendilerini yenileme bakımından zayıflar, aşırı ezbercilik var, dogmatizm var, kalıpçılık var. Yeni dünyayı değerlendirme, gelişmeleri anlama, daha derinden çözüm üretmede zayıflık var. Ekoloji ve kadın özgürlüğü bakımından daha çok düşünsel derinleşmeye, zihniyet devrimine ihtiyaç var. Bu konularda yaklaşımlar yüzeysel ve dardır. Kadın özgürlüğüne yaklaşımda devrimci temelde değil, derinlikli değil, ekolojiye yaklaşım da derinlikli değildir. Onun için devrim konusunda, iktidar ve devlet konularında, demokratik toplum konusunda, özgür yaşam konusunda yeterince netleşemiyorlar, derinleşemiyorlar, somutlaşamıyorlar, iktidar ve devletten kopamıyorlar. İktidar ve devletten kopamayanlar, iktidar ve devlet üretir. ‘Öbürünün devleti kötü, benim devletim iyi olacak’ kimse diyemez. Çünkü senin devletinin iyi olacağının garantisi nedir, nihayetinde devlet baskı ve sömürü aracıdır. Bunu bütün sosyalistler böyle tanımladılar. Baştan beri sosyalistlerin teorik tanımlamaları böyle oldu. Sonunda ‘benim devletim iyi olacak’ biçimindeki yaklaşımlarla kendilerini kandırdılar. Halbuki devleti doğru tanımlasalardı ya da yaptıkları tanımlamalara bağlı kalsalardı, baskı ve sömürü aracı tanımlamasına gitselerdi. Özgürlüğün, demokrasinin, sosyalizmin aracının devlet olmayacağını; özgürlük, farklılıklara dayalı eşitlik, paylaşım, komünalizmin ancak demokratik yönetimle, demokratik toplumla gerçekleşeceğini görürlerdi. Bu anlamda da demokratik modernite güçlerinin teorik-ideolojik  açımlanmaya ihtiyacı var. Önder Apo’nun çözümlemeleri çok açımlayıcı, ufuk açıcı, yol göstericidir. Herkes okumalı, incelemeli, faydalanmalıdır. Görüştür, bu görüşler insanlığın hizmetine sunulmuştur, bu görüşler kimsenin tekelinde değildir. Onun için Önder Apo’nun görüşlerini demokratik modernite kuramını okuma, anlama bu temelde demokratik modernite güçlerini yeniden örgütleyip küresel düzeyde geliştirme çabası olmalıdır. Çağrımız bu temeldedir.

-Küresel düzeyde yaptığınız değerlendirmeleri Ortadoğu bağlamında ele alırsak 2022 yılında Ortadoğu için en önemli olay ve gelişmeler neler oldu.

-Evet Ortadoğu’nun birçok bölümü var, birçok alanda gelişmeler oldu, önceki yıllar için de söylenebilir, fakat 2022 yılı için şunu çok daha iyi ifade edebiliriz. Bölgesel olaylara damgasını vuran gelişme Kürdistan’daki mücadeledir. Kürdistan’daki mücadelenin temelinde de gerilla savaşı var. İmralı direnişi var. Önder Apo düşünceleriyle, savunmalarıyla teorik olarak insanlığı aydınlattı ama ununla sınırlı kalmadı. Bir de duruşuyla, yaşamıyla, mücadelesiyle o düşüncelerini hayata geçiriyor, kendisi öyle yaşıyor. İlgi duyan herkesi de etkiliyor. İmralı bir soykırım sistemidir. Bir de İmralı yaşamı var, direniş yaşamıdır, özgür yaşamda sonuna kadar direnme yaşamıdır. Önder Apo’nun yaşamı kesinlikle böyledir. Bunu bu biçimde tanımlayabiliriz. Bölgenin yıla tümüyle damgasını vuran, bölgenin hepsini etkileyen olay kesinlikle Kürdistan’daki durumdur. Son dönemde buna İran’daki gelişmeler de eklendi. Ama o son üç ayda eklendi.

KÜRT HALKININ DİRENME MÜCADELESİ DAMGASINI VURDU

İran-ABD karşıtlığı geçmiş yıllarda bölgeyi etkiliyordu. Kısmen bu etkileme devam ediyor ama aynı düzeyde değildir. İran’da yeni olan kadınlar öncülüğünde halkın serhildana kalkışı oldu. Onun bir bölgesel olay olarak bölgeyi etkileyen yeni bir olay olarak tanımlanması mümkündür. Fakat bu da yılın son üç ayını karşılıyor, başat olarak bütün yılı kapsayan Kürdistan’daki mücadeledir. AKP-MHP faşist diktatörlüğünün, ABD ve NATO’dan, yine Kürt işbirlikçiliği, ihaneti olarak KDP’den aldığı destekle Kürt Özgürlük Hareketini, Özgürlük gerillasını ezmek, imha etmek, bu temelde Kürt soykırımını daha ilerletip tamamlamak üzere yürüttüğü topyekun faşist-sömürgeci soykırımcı saldırıya karşı İmralı’da Önder Apo’nun, Zap-Avaşin ve Metina merkezli olarak Bakur’da, Türkiye kentlerinde, Başur’da, yine Rojava’da Kürt gençlerinin, kadınlarının, Kürt halkının topyekun direnme mücadelesi bu yıla damgasını vurdu, bunu rahatça böyle ifade edebiliriz.

En son Amman’da toplantı yaptılar. İkinci Irak toplantısı olarak Irak’ın sorunlarını tartışıyor, Irak’ı güçlendiriyoruz diyorlar ama işin esası Irak değildir, Kürdistan etrafındaki gelişmelerin değerlendirildiği bir toplantıdır. Kesinlikle öyle görülmesi lazım. Irak sorunu demek Kürdistan sorunu demektir. Irak’taki durumun sistemden kaynaklanan yanları var, iktidar ve devlet sisteminin kurulduğu alandır. Sistemin krizi en ağır olarak burada yaşanıyor. Zenginlikleri kriz oluyor ama en önemli sorun Kürt sorunudur. Kürt sorunu etrafında, Kürdistan’ın bölünüp parçalanması, Kürdistan’da soykırım uygulanması temelinde ortaya çıkan sorunların hepsi Kürt sorunu temelinde ortaya çıkıyor. Kürt sorununa bağlı sorunlardır. Böyle görülmesi ve anlaşılması gereklidir.

Irak seçim yaptı ama hükümet kuramıyordu. Fakat sonra hükümetini de kurdu. Aslında bir hükümet sorunu da değildir. Irak’ın sorunu aslında insanlığın sorunudur. İktidar ve devlet sistemi bunları yaratmış, toplumların da çözmesi gerekiyor. Bu anlamda sorunlar Amman’daki toplantının ele alışı biçiminde değildir, çok daha farklıdır. Aslında sorun olan değişemeyen Irak değildir, mevcut durumda Türkiye ve Suriye’dir. Sistemin krizi bölge olarak en fazla Türkiye ve Suriye’de odaklanmıştır. Sistem kendisini değiştiremiyor, yenilemiyor, adım atamıyor. Bir tarafta Esad yönetimi var, Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi, Türkiye’nin işgali var. Türkiye sürekli hava saldırısı yapıyor. El Kaide ve DAİŞ’e kadar bir sürü çete ortaya çıkmıştır. Suriye’nin önemli bir kesimini Türkiye’ye dayalı olarak denetime almışlar. Kimse çözüm üretebilecek en ufak bir gelişme sağlayamıyor. Dikkat edilirse Türkiye’de en çok tıkanma var, AKP-MHP faşist diktatörlüğü her şeye karşıdır, herkesi tehdit ediyor, fakat kimse onu değiştiremiyor. Sistem değiştirmek için muhalefet örgütlüyor ama AKP-MHP faşizminin ortaya çıkardığı topyekun saldırı faşist-sömürgeci soykırımcı saldırı ve buna karşı Kürt halkının PKK öncülüğündeki gerilla-halk direnişi tabi bunun önünü tıkıyor. Sistem Erdoğan-Bahçeli yönetimini değiştiremiyor. Değiştirmeye kalkarsa korkuyorlar, çünkü gerilla-PKK etkili olacak, demokratikleşme gelişecek korkusunu yaşıyorlar. Altılı masa diye bir şeyi hazırladılar. Ama AKP dayattığı savaşla kendi ömrünü sürdürmek istiyor ve PKK tehdidini göstererek sistemin desteğini alıyor. Örneğin ABD karşıt görünüyordu ama sonunda Erdoğan-Bahçeli faşizmine fit olmak durumunda kaldı. Rusya tüm gücüyle destekliyor.

DİRENİŞ HESAPLARI BOZDU

Şimdi şunu görmek lazım: Aslında savaşta AKP-MHP saldırıları başarılı olsaydı her şeye hakim olacaktı, Kürt soykırımını geliştirecekti, böylelikle mevcut tıkanıklığı aşacaktı. Öyle olmadı. Sistem de değiştiremiyor. Şimdi savaşta başarısız olmuş, değişimi dayatan PKK’dir, HBDH’dir, devrimci demokratik güçlerdir.

Daha güçlü bir demokratikleşmeyi dayatıyorlar. Bu da sistemi korkuyor. Çıkmaz içerisine girmiş durumdalar. Fal bakar gibi ‘Tayyip mi, Kılıçdaroğlu mu?’ basın tartışıyor. O noktaya geldi. Bunu görmek lazım. Böyle bir denklem içerisinde önemli nokta, gerilla savaşı öncülüğündeki devrimci demokratik gelişmenin siyasete dönüşmesi, demokratik siyaset olarak etkili yönetici hale gelmesidir. Bu önemli bir dayatma, önemli bir gelişmedir. Aslında tıkanıklığı aşma gücü gösteren en önemli gelişme budur.

Yıl sonu itibariyle bu konuda çok önemli bir düzey vardır. Çünkü 14 Nisan’da baştan AKP saldırdı. Bir-iki haftada gerillayı ezecekti. Ardından Kuzey Doğu Suriye’ye saldıracak Rojava Devrimini tasfiye edecekti. Böylece zafer kazanmış bir güç olarak 2023 yılında yönetim değişikliğinde kendisini yeniden yönetim yapacaktı. AKP-MHP faşizminin planlaması böyleydi. Buna bir yönüyle destek verdiler, teşvik ettiler. Bir bakıma PKK buna karşı direnir diye hesap ettiler.

Bazı güçlerin hesabı da şuydu: ‘AKP-MHP böyle saldırsın, PKK’de dirensin herkes zayıf düşsün, arada biz başka bir gücü ya da muhalefet denilen -altılı masa- gücü iktidara getirelim ve yumuşak bir değişiklik yapalım’ biçimindeydi.  Buna umut bağladılar. Onlarda bu çatışmalı durumdan faydalanmak istediler. Peki sonuç ne oldu? AKP-MHP’nin planları tutmadı. Değil iki haftada, iki ayda, 9 ay geçti ama gerillayı ezemedi, medya savunma alanlarını işgal edemedi. Dahası ne oldu. En ağır darbeyi yedi. Binlerce kaybı var. Artık Zap sendromu yaşıyor. Türkiye’nin devleti, polisi, ordusu bitti. Kontrası, hepsi o duruma geldi.

Merkez karargahımız tarafından dokuz aylık bilanço açıklandı. Düşman birçok alandan kaçmak zorunda kaldı. Birçok yeri boşaltmak zorunda kaldı. Son kasım ayındaki, aralık ayındaki eylemlilikle gerilla ele geçirdi.  Bu daha da ileriye gidebilir. Önce plan başarılı olmadı. Arada gibi göründü, o zaman altılı masayı iktidar yapmak isteyenler biraz heveslendiler ama şimdi sadece AKP-MHP’nin planları boşa çıkmadı. Yenilgi aldılar. Gerillayı ezmek için gelenler kendileri ezildiler. Zap, Türk faşizmine, sömürgeciliğine, soykırımcılığına mezar haline geldi. Gerillanın son eylemleri, savaşta gelinen nokta kesinlikle böyledir. Böylece ne AKP kesin ömrünü uzatacak, ne zafer kazanmış durumda ne de AKP’yi CHP ile değiştirebilecek bir ortam var. İkisi de yok. Tam tersine Zap’ta yenilen AKP-MHP aslında yenilen TC oluyor, faşist soykırımcı-sömürgeci zihniyet ve siyaset oluyor. Bu aynı zamanda sistemin yenilgisi anlamına geliyor. Kürt sorununu yaratan kapitalist modernite sisteminin gerilla karşısındaki yenilgisini ifade ediyor.

Böylece 2023 değişimini en güçlü yapacak unsur olarak ortaya demokrasi hareketi çıkıyor. Bunun gerilla öncülüğü var. Halk direnişi var. Demokratik siyaseti var. Bunun için son zamanlarda dikkate ederseniz AKP-MHP faşizminin saldırıları çok yoğundur. Bu durum netleştikçe saldırılarını daha çok artırdı. Kimyasal saldırılar, taktik nükleer silah saldırıları, gerillayı ezmek için her türlü savaş suçu oluşturan silahları kullandı, yöntemlere başvurdu. Rojava’yı tehdit etti. Rojava’daki sivilleri vurdu. Tüm bunlar Zap’ta yenilginin önlenmesi içindi. Bunu önleyemeyince Bakur’da, Türkiye’de bütün demokrasi güçlerini yok etmeye çalışıyor. ‘Kimyasal silah var’ deyince Şebnem Korur Fincancı’yı hapse koydular. Bir inceleme istedi. O kadar karşılar. Bunu haber yapan gazeteciler hapistedirler. Biraz Kürt’ten, demokrasiden bahseden sanatçılar hapistedirler. Özgürlük için mücadele eden, 6 yaşındaki çocuklara tecavüz eden sistemlerin maskesini düşüren kadınlar hapistedirler. HDP’ye kapatma davası açmışlar. Demoklesin kılıcı gibi başında tutuyorlar. En son DBP’ye saldırmışlar. Diğer partilere saldırıyorlar. Öyle ki demokrasi mücadelesi yürütecek hiç kimseyi bırakmak istemiyorlar. Bu düzeyde saldırı var. Bu saldırılar neye delalettir. Zap, Avaşin ve Metina’da AKP-MHP faşizminin yenilmiş olduğuna delalettir. Yenilmeseydi, başarı kazanmış olsaydı bunları yapmayacaktı. Yenildiği için bunları yapıyor. Sistem de destek veriyor. Kimseden çıt çıkmıyor. Dikkat edin AKP-MHP faşizmi orada saldırırken, paralel eş zamanlı Almanya’da saldırıyor. Onlarda destek veriyor. Niye destek veriyorlar? Gördüler ki, AKP-MHP yenildi, demokrasi etkili hale gelecek. Türkiye dünyanın en demokratik ülkesi haline gelecek. Demokratik Devrim yaşayacak. 2023 yılı Türkiye için demokratik devrim yılı olacak. Bundan korkuyorlar. Küresel kapitalist modernite güçleri faşist oligarşik bir diktatörlüğün Türkiye’de hakim olmasını istiyorlar. Bu nedenle demokratik gelişmeye karşı faşizmi destekliyorlar. Faşist diktatörlüğü destekliyorlar. Her türlü katliamcı-soykırımcı saldırıyı destekliyorlar. Şu an geldiğimiz nokta budur.

Yani bu durumda Suriye’de de çözüm olamaz. Yani 2023 yılına böyle bir durum aktarılıyor. Yenilmiş bir AKP-MHP var. Gerçekten Türkiye’de, aynı zamanda Suriye’de nasıl yönetimi yenileyecek, bunda çok ciddi bir durum yaşanıyor.

Yıl sonu itibariyle güçlü olan gerilla direnişi ve demokrasi hareketidir. Değişimi dönüşümü gerçekleştirmeye aday olan, Türkiye’nin yönünü belirleyen burasıdır. Bundan korkan çevreler de bunu ezmek için saldırıyorlar. Böylece Ortadoğu’yu etkiliyor. Irak’taki gelişmelerde buna bağlıdır. Başka herhangi bir sorunu yoktur. Amman’daki toplantıya DAİŞ’in arkadaşları olan AKP-MHP’yi de çağırdılar. Halbuki DAİŞ’e karşı en büyük mücadele Kuzey Doğu Suriye halkları yürüttü. Özerk yönetim kurdular. DAİŞ karşıtı idilerse onlar gitmeliydiler, gidemediler. Aslında Irak’ı güçlendirme değil de Irak tarafından AKP-MHP’ye destek olmanın yol yöntemleri araştırılıyor. Tehlikelidir, bu konuda uyarıyoruz. Demokratik yaklaşım olsaydı, gerçekten de Kürt sorununu çözmeyi, bölgede demokratikleşmeyi öngörseydi biz önem veriyorduk ve katılmak istiyorduk. Bunların olması da gerekiyor, değer biçiyoruz. Ama AKP-MHP faşizmini, Türk sömürgeci ve soykırımcılığını ayakta tutmaya dönük yaklaşımlar tehlikelidir. Onlara karşı çıkmak, onlara karşı mücadele etmek lazım.

Şunu diyelim, evet 2023 yılı bu durumda nasıl olacak, daha çok bu cepheden mücadele yılı olacak, daha derin mücadele yılı olacak, sadece mücadele yılı olmayacak, bazı sonuçlar ortaya çıkacak. Kürt sorunu etrafında Türkiye, Suriye ve Irak cephesinde yeni sonuçların ortaya çıkmasına gebe olan bir durum vardır.

 

DEVAM EDECEK

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here