Erzincan: Rêber Apo kadını köle, erkeği efendi yapan modeli reddetti

0
167

Jin TV’de yayınlanan Arjin Baysal’ın sunduğu Xwebun programına katılan KJK Koordinasyon Üyesi Besê Erzincan, kapitalist sistemde kadın ve erkeğe biçilen rollere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Besê Erzican’ın değerlendirmeleri şu şekilde:

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan 1996’da ‘Erkeği Öldürmek’ teorisinden bahsettiğinde bu konu birçok kesim tarafından yanlış anlaşıldı. Rêber Apo aslında ne söylemek istedi?

Önder Apo’nun çalışmaları özgür ve eşit bir yaşam içindi. İki şey bizi çok zorluyor. Bir kadının köleliği, iki erkeğin egemenliği. Bu nedenle Rêber kadınların gelişmesini istiyordu. Hem anlayış olarak, hem karakter olarak. Kadını yaşama da dahil edecek bir düzey oluşturdu. Bununla birlikte hegemonik ve egemenlik anlayışını değiştirmek istiyordu. Çünkü bu anlayışlar tehlike yaratıyordu. Toplumun tek rengi olmadığını, bu hayatta sadece erkeklerin olmadığını biliyoruz. Kadınlar var, çocuklar var, gençler var, yaşlılar var. Ama erkek öyle bir sistem kurdu ki, bütün toplumu kendi çıkarlarına göre inşa etti. Toplumun diğer kesimlerinin iradesini yok etti. Dolayısıyla erkeği öldürmek sosyalizmin ve özgür yaşamın temel ilkesidir.

Erkeği öldürmek denildiğinde tabi ki bu fiziksel açıdan değil. Özellikle algıda, kişilikte, yaşamda, evde, siyasette erkek egemenliğinin öldürülmesidir. Kurdistan’daki mücadelemiz diğer devrimlerden farklı bir mücadeledir. Cinsiyet mücadelesi açısından daha derin ve çok yönlü bir mücadele yürütüyoruz. Diğer devrimler nasıldı? Diğer devrimler şekilsel kaldılar. Yaşamlarında ve kişiliklerinde çok az değişiklik yaptılar, köklü bir değişiklik yapmadılar. Özellikle erkekler değişmedi. Tek bir sınıfı, tek bir ulusu ele aldılar. Ama biz devrimimizde kadınları esas alıyoruz. Çünkü en çok ezilen kadınlardır. Rêber Apo, özgürlüğün öncelikle kadınlar için gerekli olduğunu söyledi. Kadın özgür olmazsa toplum da özgür olmaz.

Erkeklerin günlük yaşamına bakıldığında, üsluplarında, yürüyüşlerinde, duruşlarında, konuşmalarında, yaklaşımlarında egemen bir erkeğin özellikleri öne çıkıyor. Rêber Apo böyle bir erkeğin özgür olamayacağını söylüyor. Bu erkeğin bu özellikleri öldürmesi lazım. Kadınlarla ve toplumla ilişkilerini değiştirmeli, egemen özelliklerini öldürmeli, bunları aşmalı ve kendini özgür bir erkek olarak yeniden yaratmalıdır. 1996 yılında Rêber Apo ilk kez erkeği öldürmekten bahsettiğinde büyük ses gelmişti.

Erkek egemen sistem 5 bin yılı geride bıraktı. Ama özellikle son iki yüz yılda durum daha da kötüleşti. Çünkü kapitalist modernite sistemi esas olarak kadınların emeği üzerine kurulmuştu. Ne kadar çok kadını yok ederse o kadar büyüyordu. Günümüzde kadınların köleliği çok derindir. Daha önce de vardı ama bilim geliştikçe, teknoloji geliştikçe, finans ve ticaret açısından kapitalist sistem geliştikçe kadınların durumu daha da kötüleşti. Birçok ulus devlet birlikte çalışıyor, erkek de kötü bir şekilde gelişiyor. Rêber Apo özellikle Kurdistan için sık sık şu yorumu yapıyordu: “Belki kadın evde köledir, erkek de efendidir ama devletin önünde erkek köledir.” Devlet sistemi böyledir. Erkek eve hakim olduğunda hem erkeği susturur, hem sistemi kurar.

Erkeğin doğasıyla oynanmış gibi. Erkek de doğal toplumun dışında bırakılıyor. Bu da etkili olmuyor mu?

Kentleşme geliştikçe erkeklik de gelişti. Çünkü erkek hapishanelerde, hastanelerde, eğitimde daha güçlüydü. Eskiden egemenlik vardı ama sistem bu kadar derin değildi, az da olsa doğal yaşam da vardı. Köy yaşamından ne kadar uzaklaşıldıysa erkek sistemi de güçlendi. Mesela eğitim sistemi çok cinsiyetçi. Kapitalist modernite sistemi tüm toplumu teslim almak istiyor. Toplumun özgür yaşamasını, fikrini ifade etmesini, iradesine sahip çıkmasını istemiyor. Güçlü erkek aracılığıyla tüm toplumu kontrol etmek ve işgal etmek istiyor. Bir yandan erkeği, diğer yandan da bir bütün olarak toplumu esareti altına almak istiyor. Avrupa sistemi kadın ve erkeğin eşit olduğunu söylüyor ama öyle değil. Biz kadınlara çok değer veriyoruz. Fakat derinlemesine bakıldığında erkekler köleleştirilmiş, kadınlar ise daha da fazla köleleştirilmiş.

‘Erkeği öldürmek’ için şimdiye kadar ne yapıldı?

Erkek kendi kendine değişmez. Kapitalist modernite sistemi kendisini erkeğin şahsında örgütlemiştir. Erkeğin değişiminde kadının gelişimi esastır. Bir kadın anlayış, irade, düşünce, yaşam açısından kendini geliştirirse, kendisiyle savaşırsa, özgürlüğü öğrenirse erkek de kendini değiştirebilir. Tabi ki mesele tek tek erkeği değiştirmek değil ama elbette bu da önemli. Bir kadın her iki anlamda da güçlü olmalıdır. Birey olarak kendini geliştirebilir ve kendini örgütleyebilir. Önderlik bir değerlendirmesinde kadınları eleştirmiş ve “Bir erkeği bile değiştiremiyorsunuz” demişti. Burada gerçek bir mücadele çok önemlidir.

Bu nasıl olacak? Kadınların konuşmasından ya da örgütlenmesinden bahsediyorsunuz bunun bir mekanizması var mı?

Hepsi de var. Erkekleri değiştirmenin birçok yolu var. Ama kendimizi her açıdan güçlendirmeliyiz. Bazen diyoruz ki, örgüt olsa yeter. Ama bu böyle değil. Bir erkekle çalışırken tavrımız, katılımımız, tartışmalarımız çok önemlidir. Çok eksiklikler ortaya çıkıyor. Özgür olduğumuzu ya da genel olarak erkekleri reddetmek için kendi kararlarımızı vereceğimizi söylüyorlar. Ama bazı alanlar böyle değil. Erkekle mücadele etmemiz gerekir ama tamamıyla reddedemeyiz. Ancak bazen erkeğin ne dediğini bekleyip ona göre hareket ediliyor ki bu yanlıştır. Yani erkeklerle mücadele etmek bir sanattır. Değişim de bu temelde yapılıyor. Hareket olarak erkeklerle hem yoldaş oluyoruz, hem de mücadele ediyoruz. Bu işin zor kısmı.

Ya mücadele edilmiyor, ya liberal yaklaşılıyor ya da tamamen reddediliyor. Bunlar erkeği değiştirmez. Liberale yaklaştığınızda erkek egemen özelliklerinden vazgeçmez. Çünkü anlaşıyor ve eleştirmemiş oluyorsunuz. Veya reddettiğinde yoldaşlık edinemezsiniz. Bu yüzden kopmalar yaşanıyor. Erkeğin karakteri şöyledir, ona ne kadar sert yaklaşırsanız o da o kadar sertleşir. Kadının örgütlü hareket etmesi, hemcinsleriyle hareket etmesi, kendi örgütünün olması, iradesinin olması, tartışma yürütmesi, bilgili olması gerekir. Bu şekilde yaşama katıldığında hem yoldaş edinebilir, hem de mücadele edebilir. Çünkü faşizme, ulus devlet sistemine karşı birlikte mücadele ediyoruz. Elbette bunun için bir yöntem ve tarz bulmak zordur. Hem yoldaş olmak, hem mücadele etmek zor.

Ama bir taraf öyle değil; erkek yerinde durup, birisinin gelmesini ve kendisini değiştirmesini bekliyor. Bu mücadele iki taraflı değil mi?

Zaten bu yanlıştır ama ne yazık ki böyledir. Bu bir mücadeledir. Bir kadın ne kadar mücadele ediyorsa, bir erkek de öyle mücadele etmeli. Halkımız arasında da durum aynı. Pek çok erkek ayağa kalkıp kadın arkadaşları hakkında konuşuyor, kadınların böyle geliştiğini, böyle öncü olduğunu, devrim yarattığını vs. söylüyor. Ama kişiliğine baktığımızda milimetrik bir değişim yok. Bu böyle. Sanki bu mücadele kadına ait, ama öyle değil. Bir erkeğin, benim bu özelliklerim iktidar özellikleri olduğunu, bu hegemonik özelliklerimin kadınları veya erkekleri özgürleştirmediğini söylemesi gerekir. Hegemonya nedir? Erkekler kadınları sadece cinsel obje olarak görüyor. Onu yoldaşı olarak görmüyor. Ama ona yoldaş gibi yaklaşılmalı, tartışılmalı, saygı göstermeli, onu sadece cinsel obje olarak değil insan olarak görmeli. 5 bin yıldır erkekler kadınları kız kardeşleri, eşleri, anneleri olarak görmüşler ama onlara insan olarak bakmamışlardır. Erkek de her zaman kendisiyle mücadele etmeli, kendini eleştirmelidir.

Biraz rahatını bozmalı.

Utanması gerekir. Çünkü bu kapitalist sistem tecavüzcü bir erkek yaratıyor. Tecavüzcü anlayışını oluşturuyor. Erkek bunun ne kadar farkında ya da değil bu başka bir konu ama sistem erkeği böyle şekillendiriyor. Bu nedenle kadının karşısında erkeğin utanması, kendisini eleştirmesi ve düzeltmesi gerekir. Militan olmak, özgür olmak, demokrat olmak isteyen birinin öncelikle tüm erkeklik özelliklerini değiştirmesi gerekir. Mesela kadını küçümsememeli, onu insan olarak görmeleri lazım. Ancak kadınların rolü de çok önemlidir. Kadın erkeğe bilinçli yaklaşmalıdır. İki cinsiyet arasında eşitlik olmadığı için her zaman savaş vardır. Asla huzurlu bir yaşam olmaz. Bu nedenle kadınların da kendilerini eğitip özgürleştirmeleri, örgütlü hareket etmeleri gerekiyor. Erkekler de kendilerini eğitmeli ve özgürleştirmelidir.

Bazı kodlar beynimize yerleştirilmiş. Binlerce yıldır kadınların köle, erkeklerin efendi yapıldığından bahsettiniz. Bugün bile ulus devlet okullarında birinci sınıfta okutulmaktadır. Demokratik konfederalizm sisteminde bu anlayışları aşmak için neler yapıyorsunuz?

Kadın sisteminin ilk hedefi özgür bir yaşam inşa etmektir. Pek çok devrim oldu ama kadın ve erkek arasında özgür bir denge sağlanamadı. Artık kadın devrimi yoluyla gerçek bir devrim yaratacağımızı iddia ediyoruz. Gerçek sosyalizm devrim yoluyla yaratılacaktır. Demokratik konfederalizm sadece bir sistem değildir. Konfederalizm sisteminin bir parçası olan insanların kendilerinde değişiklik yapmasını istiyoruz. Bu sistemde pek çok örgüt, pek çok ideoloji, pek çok anlayış bir arada yaşayabilir. Demokratik ulus sistemimiz böyledir. Tüm halklar kadın öncülüğünde bir arada yaşıyorlar.

Jineoloji’nin rolü nedir?

Jineloloji zaten öncülük ediyor. Jineoloji erkeklerin ve toplumun değişmesine öncülük ediyor. Sistemin en büyük krizlerinden biri de bilimdir. Bilim erkek anlayışına göre inşa edilmiştir. Bugün tarih, arkeoloji, sosyoloji, fizik ve benzerlerine bakalım; hepsi parçalanmış, içinde kadın yok. Tarihte bütün bilimler kadınlar tarafından yaratılmış, icatlar kadınlar tarafından yapılmış, erkekler bu icatları çalmış ve kapitalist sistemi yaratmışlardır. Jineloloji, doğru yaşamı nasıl inşa edeceğimizi gösteriyor, nasıl alternatif bir aile inşa edeceğimizi gösteriyor, nasıl alternatif bir siyaset inşa edeceğimizi gösteriyor. Kadınlar ve halklar açısından hiçbir sorun yok, çok çalışıyorlar, emek veriyor, cesurlar ama perspektif sunmada ve örgütlenmede eksik kalınıyor.

Şu an konuşulan dil eril ve cinsiyetçi bir dildir. Bizler dil için de mücadele ediyoruz. Kürtçe, Kirmancki dili kadın dilidir. Kirmancki de bir söz vardır; “ez ma xwe re bêjim” yani anneme anlatayım. Mesela Türkçe öyle değil, Türkçede “Efendime söyleyeyim” diyorlar. Erkeğe hitap ediyorlar. Ama Kürtçede anneye hitap ediyor. Kürt halkının temeli anne ve kadın kültürü üzerine kurulmuştur. Erkeği değiştirmek için elbette bu tür zorluklar da gereklidir.

Rojhilat ve İran’daki ayaklanmalarda yüzlerce erkek hayatını kaybetti. Kendini değiştirmek isteyen, o seviyeye gelmek isteyen, kendisiyle mücadele eden erkeklerin olduğunu da gördük. Bu potansiyel nasıl görünmeli ve korunmalıdır?

Elbette böyle erkekler var. Jin Jiyan Azadî sloganı çok tarihi bir slogandır. Toplum ilk kez kadınların sloganı olan Jin Jiyan Azadî’yi esas alarak sokaklara çıktı. Birçok erkek eylemlere katıldı, idam edildi ve işkence gördü. Sadece Rojhilat ve İran’da değil, dünyanın her yerinde erkekler bu eylemlere katıldı. Bu neyi gösteriyor? Erkekler artık kadınlar özgür olmadan kendilerinin de özgür olamayacağını anladılar.  Bu aynı zamanda kadınların ve halkın mücadele düzeyini de gösteriyor. Bir kadınla gerçek yoldaşlık kurmak istiyorlar. Doğru yaklaşırsak, doğru mücadele edersek, örgütlenirsek Ortadoğu’nun tüm halklarına ve inançlarına özgür olmanın yolunu gösteririz. Bu da bizim elimizde.

Rêber Apo kendisine nasıl yaklaştı? Kendisiyle nasıl bir mücadele yürüttü, nasıl bir değişim gerçekleştirdi?

Tartıştığımız tüm yöntemler, ideoloji, yaklaşım Rêber Apo’ya ait. Eğer kendinizi değiştiremezseniz öncü olamazsınız. Rêber Apo, “Her gün kendimle mücadele ediyorum” derdi. Mesela Rêber Apo, Fatma ile evlendi. 10 yıl evli kaldı ve Rêber Apo evliliğini sürekli analiz ediyordu. Şahsında erkeği nasıl öldürdüğünden bahsediyordu. İlk başta kendine karşı savaştı, mücadele etti. Çünkü Rêber Apo özgürlüğe aşık. Bu tür kişilikler çok nadirdir. Rêber Apo yaşamıyla varolan modeli reddetti. Kadını köle, erkeği efendi yapan modeli reddetti. Bir kopuş yaşadı. Bunu herkes yapamaz. Çünkü o, özgür yaşama aşıktır, halkına aşıktır. Kendini amacına kilitlemiş ve şahsında değişimler gerçekleştirmiştir. Kadınların özgür olması, örgütlenmesi, gelişmesi için çok çalıştı, kadının güçlenmesi için çalıştı, perspektif verdi, emek verdi. Sadece teoride kalmadı. Hem şahsında pratikleştirdi, hem de kadın partileşmesini, kadın ordulaşmasını somutlaştırdı.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here